|
Real_Life
|
 |
« Yanıtla #29 : Şubat 01, 2007 16:14 » |
|
‘Avrupa Yakası marka oldu bundan sonra reytingle işimiz yok’
‘Avrupa Yakası’, olumsuzluklara rağmen 100. bölüme ulaştı. Ayrılıklar, ‘dizi devam etmez’ haberleri... Bunlar sizi nasıl etkiledi? Ayrılanlar olduğunda dedik ki; bu dizi bitmez, aksine gelecek senelerde de sürebilir. Ayrıca izlenme oranımız düşecek diye de bir korkumuz olmadı. Ama şu oldu; eskisi kadar konuşulmazsa 100. bölümde, zirvedeyken bırakabiliriz diye düşündük. Bir de hayalim şuydu; dizi reytinglerde aynı şekilde devam etsin, aynı şekilde güldürsün. Benim beklentimin çok üstünde bir şey oldu ve daha çok reyting aldık. Yani eskisinden daha iyi oldu. O yüzden sanki diziye yeni başlamış gibiyiz.
Diziden kopmalar sizi hiç korkutmadı mı? Kaliteli, insanları güldüren, birinci sınıf işler yapsak da korkumuz oldu tabii. Volkan’ın kanepede oturmasına alışan izleyici acaba onu arar mı? Selin’in ikide bir eve gelmesine alıştılar, onu ararlar mı? Şesu’yu çay ocağının arkasında görmeye alıştılar, onu görmezlerse acaba kanal değiştirirler mi? Böyle kuşkularımız ve endişelerimiz vardı.
Bu kuşku ve endişe diziye daha çok asılmanıza neden oldu herhalde... Evet bu doğru... Senaryoya daha önce hiç yüklenmediğim kadar asıldım. Bu da bir özeleştiridir. Her hafta yetmiş sayfa yazmak kolay bir şey değil. Sonra bir de onu oynamak, hiç tatil yapmamak demek. Zaman zaman az da olsa, yıl içinde bitkin düştüğüm oluyor. Belli bir standardı yakaladık, bunu korumak için çok çalışıyoruz.
Yeni giren oyuncular izleyiciden kabul gördü sanırım, kiminle görüşsem, ‘Dizi iyi gidiyor.’ diyor... Yeni gelen arkadaşlarımızın hepsi çok yetenekli ve profosyenel isimler. Onlar rollerinin hakkını veriyor. Hepsi çok enerjik. Yeni bir diziye başlıyormuşuz gibi başladık bu sezon. Bu da sanırım seyirci tarafından hissedildi. Ve şu ana kadar boş, temposuz, öylesine bir bölüm yok. Yani hiçbir zaman yoktu aslında da bu sene bence bir aşama daha yukarı çıktı. Bunu da zaten reytinglerden anlıyoruz. Reytingler geçen yıla ve önceki yıllara göre çok yüksek. Etrafta konuşulma, dizinin moda olması, oyuncuların sözlerinin her tarafta söylenmesi arttı. O yüzden sanki bu sene daha başarılı gibiyiz.
İzleyicinin sizi bırakmayacağını biliyor muydunuz? Aslında şüpheleniyorduk. Alışkanlıklarını bırakamaz mı, diye korktuk. Ama şundan emindim, hangi oyuncu gelirse gelsin, bu dizi böyle yazılır ve iyi oyuncularla oynanırsa reytinglerde de yer bulur. Seyirci tarafından da beğenilir. Ama önce yapılmış bir şeyde seyircinin alışkanlığını bozarsanız o tehlikelidir. Bunun da örneklerini gördük aslında. Aşk oyununda Keremcem gitti, dizi bitti. Bizim dizimizde böyle bir şey olmadı...
Son zamanlarda konuk oyuncuları sık görmeye başladık?.. Evet önceden de geliyorlardı. Hiçbir diziye gitmeyen oyuncular bile Avrupa Yakası’na geliyor. Gelenlerin çoğu oyunculuk standardını yüksek buluyorlar. Diziyi çok seviyorlar. Senaryoda kendilerine yazılan rol genellikle bir misafir oyuncu değil de, başlı başına diziyi götürecek dişi bir karakter oluyor, bunu da seviyorlar. Şu ana kadar; Sezen Aksu, Güven Hokna, Deniz Seki, Yetkin Dikinciler, Yonca Cevher, Huysuz Virjin, Teoman, Hıncal Uluç, Dolunay Soysert, Suna Pekuysal ve Nil Karaibrahimgil sete gelen bazı isimler. Hatta çoğunu da hatırlamıyorum.
Avrupa Yakası bir marka oldu diyebilir miyiz? Gayet tabii... Gönül rahatlığıyla söylemekte ve alçakgönüllü olmamakta yarar var. 100. bölümdeyiz, artık Avrupa Yakası bir marka oldu. Reytingler de bundan sonra çok önemli değil. Zaten yüksek gideceğine eminim. Ama Avrupa Yakası’nı bundan sonra reyting bazında değerlendirmek doğru olmaz.
Gazanfer Özcan’ın oyunculuğu konusunda neler söyleyeceksiniz, oturduğu yerden diziye hakim?.. Benim haddim değil Gazanfer Özcan’a iltifat etmek ya da onun hakkında konuşmak. O hepimizin hocası. Türk tiyatrosunun tarihiyle birlikte oynuyoruz. Bu hem benim hem de diğer oyuncular için çok önemli. Ondan çok şey öğreniyoruz. Çok normal replikleri bile söylerken his dünyanıza hitap ettiğini hissediyorsunuz. Kısacası Gazanfer Özcan bizim için çok büyük bir güç.
Oyuncuların rollerine çok şey kattığını görüyoruz. Peki siz senaryoyu yazarken onların yeteneklerine göre mi hareket ediyorsunuz? Yoksa ben yazarım onlar oynasın mı diyorsunuz? İyi senarist oyuncuyu düşünmeden yazmaz. Yani hangi oyuncu, hangi duygu aralığında başarılıysa o damara gitmek lazım. Hangi karakteri en iyi üzerine oturtabiliyorsa, bence biraz oraya ağırlık vermek lazım. Bu konuda ben çok katı kurallara karşıyım. Seyircinin tepkisi de bu konuda çok önemli. Seyirci bazı karakterlerin bazı özelliklerini ajite edici buluyorsa onları yavaş yavaş zaman içinde eritip başka damarlara yönelmekte yarar var.
Son haftalarda düşenlerin kafalarında kuşların dolaşması, Burhan’ın yediği yumrukta fondaki Haymen sesi... Ben seviyorum böyle şeyleri. İşte Tanrıverdi’nin Burhan’a yumruk attıktan sonra hayatının bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmesi senaryoda yazıyordu zaten. Hatta Burhan’ın ilkokul çağında tahtaya; Burhan topu tutiyi yazıyor, olması bile senaryoda vardı. Bu kadar detaylı görüyorum ben. Ama fondaki Haymen rejinin bir katkısı.
alıntıdır
|